Trabzon’a kurulması düşünülen Lojistik Merkezi Hakkında

Trabzon’un Lojistik Merkezi projesiyle ilgili, hafta içinde iki ayrı açıklama yapıldı. Birincisinde Vali Sayın Recep Kızılcık kurum ve kuruluşların kamuoyu önünde tartışmalarını eleştirdi. Yer konusunda sağlanan uzlaşmaya rağmen Liman İşletme’nin gösterdiği taşocağı alanını ciddiye alıp ‘Çamburnu mu olur, yoksa Deliklitaş mı?.. Değerlendirilecek’ dedi. Vali Bey’in bu sözleri bize göre Çamburnu için duyulan heyecanı pörsüten nitelikteydi.

Umutları kırıcı ikinci açıklama ise Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’ndan geldi. Başkan da açıklamasında, ‘Çamburnu için yasal sorunlar çıkabilir’ uyarısında bulundu. Trabzon için çok önemli bir proje olarak nitelendirilen Lojistik Merkez Projesi konusunda bile ittifak sağlayamayan bir konumdayız. Deliklitaş’taki Bulak Ocağı’nı savunmak ‘bu iş olmasın’ demek gibi bir şeydir. DKİB Başkanı Ahmet Hamdi Gürdoğan, ‘Hem alan olarak yetersiz hem 30 milyon dolara o alan ancak normalleşir’ diyerek buranın olamayacağını dile getirdi. Elimizde lojistik için biçilmiş kaftan var.

Çamburnu’ndaki hazır mekandan ‘yasal sorunlar’ın arkasına saklanarak vazgeçmek bu projeyi akamete uğratmaktır. Siyasetin görevi yasal sorunları aşmaktır. Zaten potansiyel bir Lojistik Merkez hüviyeti gören Trabzon, istihdama önemli katkı yapacak olan bu projeyi birilerinin hatırına mahvetmemelidir. Hala aynı iddiadayız. Trabzon Liman İşletmesi (Alport) yetkilileri deniz ticaretinin Sürmene ile ikiye bölünmesinden endişe ettikleri için Bulak Ocağı gibi olmayacak bir sahayı ortaya atmışlardır. STK’lar güçbirliği yapmalı ve sorunu Başbakana’a kadar taşımalıdır. Üç bin kişinin istihdam edileceği bir proje konusunda bile uzlaşma sağlanamayan bir kenti geleceğe hangi iradeyle taşıyacağız. Koca bir kenti ve on bin kişiyi etkileyecek bir proje bu kadar ucuz yaklaşımla savsaklanmamalı… Gelişmeleri hep beraber izleyeceğiz…

HES’ler konusunda çok yazdık. Buna rağmen vatandaşın HES’lere karşı gösterdiği demokratik tepkiler okuyucu nazarında bizi HES karşıtı kulvara savuruyor. Okuyucu “Siz de HES karşıtı mısınız?.. Haberi bunun için mi böyle görüyorsunuz?” diye soruyor. Karşılaştığımız bu ve benzeri sorularda bazı okurlarımız şunu istiyor. ‘HES karşıtı haberlere, vatandaş tepkisi de olsa yer vermeyin. Ya da çok az yer vererek görmezden gelin.’ İşte bunu yapamıyoruz.

‘Su akar, Türk bakar’ sözü herkesin dilinde… Haklılık payı yok değil. Lakin hiçbir şeyi ölçüsünde ve dengesinde götüremediğimiz gibi Allah’ın yararlanmamız için nimet olarak yarattığı ‘su’ konusunda da ölçüyü kaçırıyoruz. Para hırsıyla dere yataklarını değiştiriyor, dereleri kurutuyoruz. ‘Can suyu’ aldatmacasıyla HES kurulan dereler can çekişiyor. HES’lere kesinlikle karşı değiliz. Lakin bu kadar ölçüsüzce verilen ruhsatlara hiçbir vicdan ‘normal’ diyemez. Derelerin yatağını değiştirerek ya da dereleri boruya koyarak belki para kazanabilir ve elektrik üreterek milli servete katkı sağlayabiliriz. Lakin yapılan tahribatın para ile onarılamayacak değerde olduğunu görmeliyiz.

15 km. uzunluğunda bir çayın aktığı vadiyi ve o vadideki insanların yaşamını düşünün. Dereyi boruya koyarak ve 15 km. ötede başka yatağa akıtarak elde edilen elektrik o insanların hakkının ve hukukunun çiğnenmesidir. Bu yaklaşımla, dere yok edilerek insanlardan yıllardır yaşadıkları ve atalarından miras kalan vadileri terketmeleri istenmektedir. Amerikalılar Kızılderililer’e ait toprakları yurt yapmak için onları göçe zorladı. Peki devletin HES yaparak veya ölçüsüzce izin vererek insanları göçe zorlaması nasıl yorumlanmalı?..

Göçe zorlanan, yok sayılan, dereleri kiralanırken kendilerine sorulmayan insanların demokratik tepkisini doğal hakları olarak görüyoruz. “Ne olursa olsun, HES’lere karşıyız” anlayışını doğru bulmuyoruz ama ölçüsüzlüğü de hak gasbı olarak görüyoruz.

Kaynak : Günebakış Gazetesi

Benzer haberler:

Yorum Yaz

138 / 1,729