Ateşten Atlar / Hicaz Demiryolu (Özel Haber)



Ateşten Atlar / Hicaz Demiryolu :Hamidiye Hicaz Demiryolu, Yıldız Sarayında oluşan rüya…
Alman İmparatoru 2. Wilhelm ikinci kez İstanbul’u ziyaret eder, 21 Ekim’de de demiryoluyla Anadolu’ya açılıp Şam’a uğrar. Selahattin Eyyubi’nin kabri önünde Abdülhamit’in misafirperverliğine teşekkür ederken, 300 milyon Müslüman’ın dostu olduğunu vurgular

Bir hayalle bilmediği zamanları özleyendim.

Şam’ın kıyısından köşesinden geçerken otobüs,

isimlerin evvelinden ahirinden geçerken dilimiz,

zihnimiz kalbimiz hayalimiz bambaşka alemlerden geçer.

Şam: Abdülhamit’in rüyası… Hicaz Demiryolu…

Tariflere göre Hıttin Meydanından çıkıp Suriye Merkez Bankası binasının önünden 29 Ayyar Caddesi boyunca ilerleyerek Port Said Caddesinden geçilince Câbirî Caddesinin sonunda karşımıza Hicaz Demiryolu Şam İstasyonu çıkarmış.

Bir üst geçidin altında duruyor arabamız. Yoğun trafik, eski model arabalar sanki şimdiki anın yirmi otuz yıl öncesindeyiz. Kül rengi binalar, binaları zarafetiyle ağırlayan hurma ağaçları…

300-400 m kadar yürüyoruz ki Hicaz Demiryolu Şam İstasyonu.

“Hicaz” kelimesinin duyulduğu anda, varlık bulduğu, tesir ettiği ses ahenginde anlamlar oluşturuyorum. Hicaz, kum tanesi mesela. Deve kervanlarından çözülen ahenk, çöl rüzgarından esinti Hicaz.

Hicaz, çöle düşen iki uzun çizgi birbirini hiç terk etmeyen.

Nasr caddesi diyorlar, kavşak noktalarını bekleyen iş hanları, merkezde olduğumuzu söylüyor.

Pırıl pırıl, göz alıcı güzelliğiyle bakımlı bir Osmanlı mimarisi karşılıyor bizi. Binanın önünde kara bir lokomotif. Sanki birazdan hareket edecekmiş gibi. Merdivenler, girişte tanıtım yazısı, okumakla yetiniyorum. Tavan ahşap işçiliğinin en güzel örneği, pencerelerdeki vitraylar… Tavana değecekmiş edasındaki kapılar, ağır, zamanın kolay geçemediği kapılar… Dur bekle dercesine ağır ama hep açılan kapılar… Arka pencerelere değerken adımlarımız, nazarımıza değen manzara bizi üzüyor. Arka tarafta kocaman bir çukur. İnşaat alanı burası. Ben bu muhteşem binanın içinden arka ufuklara uzanıp çöllere değen paralel iki çizgi, bir kara duman hayal etmişim meğer. Zihin yaratıcı. Şimdiki anın mührüyle geçmişin hazin bağını hemen kurdu. Bu çukur Lawrance’in gizli planları, Şerif Hüseyin’in Haziran 1916 Hicaz isyanı oluvermişti. Bu çukur bir kez daha hatırlattı, uyanmıştık ve rüya bitmişti. Şimdi bilmiştim; düşünceler duyguları doğuruyordu. Abdülhamit’i düşündüm. Bilmek, yeniden sevmeyi öğretiyor. Abdülhamit’i yeniden sevdim. Bu demiryolu için bağış yapmış, adını bilmediğim karşılaşmayı cennet tedailerine bıraktığım Hintli, Malezyalı, Sumatralı, Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin gönül ışıklarını diledim.

Hamidiye Hicaz Demiryolu Yıldız Sarayında oluşan rüya

Batı, ilk demiryolu tecrübesini 1830’lu yıllarda yaşar. Osmanlı devletinin ilk demiryolu tecrübesi İskenderiye Kahire hattıdır. 1851’de inşaatına başlanıp 1856’da İngilizler tarafından işletmeye açılan bu hattı, 1870-1888 yılları arasında 1279 km ile Rumeli demiryolları hattı izler. Rumeli demiryolları ile Berlin, Viyana, Paris gibi başkentler İstanbul’a bağlanır. Sıra Kudüs, Medine, Mekke gibi kutsal şehirlerin İstanbul’a bağlanmasındadır.

Sanayi devrimi Arabistan topraklarının önemini artırmış, Süveyş Kanalı’nın açılması, Osmanlı topraklarında, özelikle Hicaz bölgesinin güvenliği için, bir demiryolu hattının varlığını zorunlu hale getirmişti.

Hicaz bölgesi demiryolunun yapımına dair farklı teklifler sunulmuş, değerlendirilmiştir. Bunlardan en önemlisi Cidde Evkaf Müdürü Ahmet İzzet Efendinin 1891’de sunduğu rapordur. Raporda Hicaz bölgesinin geri kalmışlığı, güvenliği üzerinde duruluyor, durum değerlendirmesi yapılıyordu. Ahmet İzzet Efendi, kutsal toprakların güvenliğini, bölgenin iktisadi gelişimi için Şam’dan başlayan Hicaz’a uzanan demiryolu hattının zorunluluğunu dile getiriyordu.

Özellikle Kabe’nin ve peygamberimizin kabrinin korunması, hac yolunun güvenliğinin sağlanmasıyla ziyaretçi sayısının artması, bunun ekonomiye sağlayacağı destek belirtiliyordu. Bu hatla bölgede her şey kontrol altında tutulacak, Osmanlı devletinin Arabistan’daki siyasi konumu güçlenecekti. Nihayet bu belge Şubat 1892’de Sultan Abdülhamit’e sunulur. Padişah, Erkan-ı Harbiye Feriki Mehmet Şakir Paşayı belgeyi incelemesi için görevlendirir. Paşa belgeyi, bölgede Osmanlının siyasi hâkimiyetinin güçleneceğini bildiren olumlu görüşleriyle destekler, bir de demiryolu haritasını sunar.

1897’de de Ahmet Muhtar Paşa padişaha sunduğu raporla İngilizlerin menfi faaliyetlerine dikkat çekiyor, Hicaz Yemen sahilleri karşısında yer alan Afrika kıyılarının iç kısımlardaki bazı noktaların işgal tehlikesini belirtiyordu. Ayrıca İngilizlerle politik ilişkilerin düzeltilip Şam’dan Süveyş Kanalına uzanan demiryolu hattının önemi üzerinde duruyordu. Böylece hilafeti koruma gücü artacak pek çok fayda sağlanacaktır. Aynı yıl Hindistanlı Müslüman gazeteci Muhammet İnşaallah’ın Şam’dan Medine Mekke ve Yemen’e kadar uzanan, finansmanının dünya Müslümanlarının olacağı demiryolu fikrini gazeteler vasıtasıyla duyurması, desteklemesi Osmanlı meclisinde görüşülür. Demiryolları inşaatı önem kazanır. Ancak sorun, demiryolu imtiyazlarının dağıtımıdır. Bu dağıtımda doğru bir politika uygulanmalı, Batılı rakiplerden biri diğerinin önüne geçmemeli, devletimiz de kendi maddi menfaatlerini korumalıdır. Almanya’nın pazar arayışı, Osmanlı topraklarını parçalamak gibi niyet taşımaması Bağdat demiryolu inşaatının imtiyazını almasını kolaylaştırır. 1898 Bağdat demiryolu imtiyazı Almanların olur. Alman İmparatoru 2. Wilhelm ikinci kez İstanbul’u ziyaret eder, 21 Ekim’de de demiryoluyla Anadolu’ya açılıp Şam’a uğrar. Selahattin Eyyubi’nin kabri önünde Abdülhamit’in misafirperverliğine teşekkür ederken, 300 milyon Müslüman’ın dostu olduğunu vurgular. Bu yolculukla, bu konuşmayla Avrupa devletlerine karşı bir gövde gösterisi gerçekleştirir. Bunu hatırası olan nişane, Lübnan’daki Baalbek antik kentinde Jüpiter tapınağına asılır. Tek nüsha metin, hem Almanca hem de Osmanlıca olarak yazılmıştır.

Nihayet Sultan Abdülhamit Hicaz demiryoluna ait iradesini 2 Mayıs 1900’de yayınlar. İnşaat işleri komisyonlar tarafından yürütülür. Komisyon-ı âli bütün işlerin merkezi olup bu komisyona Şam, Beyrut, Hayfa komisyonları ilave edilir. Demiryolu güzergâhının tayininde muhtelif görüşler olsa da padişahın isteği üzerine Hicaz hattının, tarihi hac yolu üzerinde yapılması kararlaştırılır. Hat Şam’dan Mekke’ye, Mekke’den Cidde’ye, yan bir hatla Akabe Körfezine, Yemen’e Bağdat’a Aclun ve Kudüs’e uzanacaktı.

Plana göre inşaata Şam Maan arasında karşılıklı başlanacak bu bölüm bitince de Maan Medine hattı yapılacaktı. Hicaz Demiryolu’na 1 Eylül 1900’de Şam’da yapılan resmi törenle fiilen başlanır.

Bu başlangıç bir sürü söylentiyi de beraberinde getirir. İslam coğrafyası coşkuyla, hayırlarla karşılarken Avrupa devletleri imkânsız bir hayal olarak yorumlamakla kalmaz, taşıdıkları kaygılar canlanmasın diye basın yoluyla, gönderdiği misyonerlerle, bedevileri kışkırtmak üzere yollara koyulur.

Projenin maliyeti 4 milyon lira olarak hesaplanmış, dış borçların çokluğu, hesaplanan bedelin devlet bütçesinin yüzde yirmisini oluşturması devlet erkânının genelini olumsuz kanaatte tutmuştu. Padişah, Efendimizin “imdad-ı ruhaniyetlerine” sığınarak çoktan yola çıkmış, kendisi 2.5 milyon altın bağışıyla işe başlamış, devlet erkanı arkasını getirmiştir. Kurban derileri toplanmış, bağış fonları oluşturulmuş, posta pulları, madalyalar bastırılmış Okyanus Müslümanlarından gelen bağışlar “Hicaz Şimendifer Hattı İanesi’nde” toplanmıştır. Sultan Abdülhamit, hiçbir rüşvetin bu kutsal hizmete değmeyeceği vaadindeydi. Bunun için aylık bildiriler dağıtılıp yapılan bağışlar, harcamalar kuruşu kuruşuna halka sunulmuştur. Abdülhamit Müslümanlar dışında bazı gayrimüslim Osmanlı vatandaşların, Avrupalıların bağışlarını kabul ederken yurtdışındaki Siyonist cemiyetlerden gelen yardımları kabul etmez.

Öncelik Şam Medine hattıydı. Şam- Der’a arası. Sonra Amman, Maan…

Kimsenin toprağını işgal etmemek, yapımı kolay maliyeti ucuz kılmak için 1metre genişliğe sahip ray hattı ilkin günde 1.5 km olarak döşenirken sonraları 3 km’ye çıkar. Manevi endişelerle çıkılan bu yolda sadece Müslüman işçiler çalıştırılmış, inşaatın güvenliği için demiryolu askerliği sınıfı açılmış, malzemeler İstanbul’da üretilmiştir.

İnşaatın ilerlemesine en büyük engel işçilerin çöl sıcağına dayanamamaları, susuzluk, iklim değişikliği sebebiyle sağlık sorunu yaşamaları olmuştur. İşçileri teşvik için nihayet 13 Aralık 1904’te personel sağlık hizmeti nizamnamesi çıkarılıp, ücretsiz tedavi, ilaç alımı ve emeklilik hakkı gibi düzenlemeler getirilir.

Avrupa’nın Panislamik ütopya dediği hayal şöyle ya da böyle gerçek olur. 1Eylül1904’te hat 460. kilometrede bulunan Maan’a ulaşmış, Hicaz demiryolunun Akdeniz’e bağlantısını sağlayacak Hayfa hattı Eylül 1905’te bitmiştir.

Hicaz hattı 1906’da 750 kilometreyi bulmuş, 1 Eylül 1906’da 233 kilometrelik Maan Tebük bir sene sonra da 288 kilometrelik Tebük-El-Ula bölümleri tamamlanmıştır. Nihayet hat 1908’de Medine’ye ulaşır.

Atesten Atlar -Hicaz Demiryolu

Kaynak : www.dunyabulteni.net

Benzer Demiryolu Haberleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

21 / 1,428