Metrobüsü Sevmiyoruz Ama Vazgeçemiyoruz



İstanbul’un vazgeçilmez ulaşım aracı metrobüs, bir üniversite öğrencisinin tez konusu oldu: Fiziken birbirimize en yakın ama duygusal olarak en uzak olduğumuz kent meydanı gibi.

Her gün yaklaşık 750 bin İstanbullu, Beylikdüzü ile Söğütlüçeşme arasındaki 44 duraktan oluşan 52 kilometrelik metrobüs hattında seyahat ediyor. O yolculardan biri de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Neşe Altınel. Altınel, 2012 yılında geldiği İstanbul’da tanışmış metrobüsle ve bitirme tezi olarak da bu ulaşım aracındaki yabancılaşmayı konu edinmiş. Danışman hocası Doç. Dr. Kevser Üstündağ’dan aldığı onayla ‘Metropoliten bireyin yaşadığı yabancılaşmanın metrobüs bağlamında incelenmesi’ başlıklı tezi için 15 soruluk bir anket hazırlayan Altınel, yolculara metrobüste geçirdikleri zamana dair sorular yöneltmiş.

Milliyet’ten Gökhan Karakaş’ın haberi şöyle: 20-40 yaş arası 163 metrobüs kullanıcısının katıldığı anketin en önemli sonucu metrobüsü kullananların dışarıdan bir uyaran olmadığı sürece birbirleriyle iletişime geçmemesi. Ankete göre, metrobüse binenlerin yüzde 25’i telefonla ilgileniyor, yüzde 24’ü müzik dinliyor, yüzde 20’si insanları gözlemliyor, yüzde 14’ü kitap okuyor, yüzde 18’i dışarıyı izliyor. Ankete katılan 163 yolcudan ‘Yanımdaki yolcu ile sohbet ederim’ şıkkını sadece 1 kişi işaretlemiş.

Görmüyor gibi

Anketle, metrobüs yolcularının kendilerini iletişime kapattığı görülürken, yolculuk sırasında bir yolcunun sağlık sorunu yaşaması halinde ise yüzde 89’luk kesimin yardımcı olmaya hemen hazır olduğu belirlendi. Hatta başka bir yolcunun soygun ya da kapkaça uğramasına yüzde 67’lik kesim müdahale edeceğini belirtirken, bir kadının taciz edilmesine sessiz kalmayacakların oranı yüzde 94.

Metrobüs denildiğinde akıllara gelen ilk sıfatlar ise ‘kalabalık, yorucu, soğuk, karanlık, sıkışık, bunaltıcı, ruhsuz, mutsuz, güvensiz, yetersiz, düzensiz, kaotik, kimliksizleşmiş’ olarak sıralanıyor. Tezde öne çıkan iki olumlu iki kelime ise ‘geniş ve merkezi’. Tez çalışmasının en çarpıcı sonucu ise, metrobüs yerine başka bir ulaşım aracını tercih edeceklerin oranı. Metrobüse binenlerin yüzde 81’i başka bir ulaşım aracı olsa binebileceklerini belirtiyor.

Metrobüste birbirimizi görüp duymamıza rağmen görmüyor ve duymuyormuşuz gibi davrandığımızı belirten Neşe Altınel, “Tez çalışmamda metrobüsü bir kent mekânı ya da meydanı olarak düşündüm. Orada karşılaştığımız insanlar bizde bir merak duygusu uyandırıyor, fakat bir ‘şey’ bizi harekete geçmekten alıkoyuyor. Ben bunu yaşadığımız yabancılaşmaya bağlıyorum. Hızlı kent dinamikleri ve sürekli olarak devam eden bir koşuşturma hâli yaratıyor. Çok fazla insanın bir arada olması, kişiyi yaşadığı topluma karşı yabancılaştırıyor. Sürekli olarak akıp gideni kovalamaktan dolayı kimi şeyleri kaçırıyoruz, toplumsal olarak bir anlam yitimi yaşanıyor. Metrobüs, kent mekânında insanların belki de birbirlerine en yakın durdukları yer” dedi.

Metrobüsün, yoğun tempoya ayak uydurabilecek nitelikte hızlı bir ulaşım aracı olması nedeniyle tercih edildiğine dikkat çeken Altınel, “Kalabalıktan herkes rahatsız. Metropol hayatı hızlı dinamikleri ve farklı tipte çok sayıda insanın bir arada bulunması insanı psikolojik olarak yalnızlaşma ve yabancılaşmaya itiyor. Sürekli bir yerlere yetişmek zorunda olmak, çok fazla insanın bir arada bulunma zorunluluğu metrobüste kendini gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.

2007’de tanıştık

Metrobüs İstanbulluların hayatına, 2007 Eylül’ünde girdi. Temmuz 2012’de ise bugünkü hat uzunluğuna ulaştı. Metrobüsü günde 1 milyona yakın insan kullanıyor. Tezi ile B alarak okulunu bitiren Neşe Altınel, şöyle konuştu:

“Metrobüs, giderek artan hayat temposunun hız talebi doğrultusunda doğmuş bir ulaşım aracı ve bu talebi karşılıyor. Kendine ait bir yolu olması ile İstanbul’da ciddi problem haline gelmiş trafiği ekarte ederek yolculuk imkânı sağlıyor. WRI Sürdürülebilir Ulaşım Derneği’nin raporunda metrobüsün, yolculukları en fazla 52 dakika kısalttığı belirtiliyor. Özetle, bir kent meydanı olan metrobüs fiziken birbirimize en yakın ama duygusal olarak en uzak durduğumuz yer. Kalabalık o denli yorucu ki, birbirimizi görmemek duymamak işimize geliyor. Orada öylece bir arada duruyoruz, aynı eylemi gerçekleştiriyoruz ama asla birlikte değil. Kalabalığın içinde herhangi bir duygu aktarımı olmadan yapayalnızız.”

Haberin devamını okumak için tıklayın

Kaynak : www.milliyet.com.tr

 

Benzer demiryolu haberleri:

Yorum Yaz

23 / 3,502